Biliminsanları
Dizisi:
Louis PASTEUR
(1822-1895)

 |
Fransız
kimyacı ve biyolog. Mikropların kendiliğinden üremesi diye bir
şeyin söz konusu olmadığını gösterdi. Şarapları, biraları inceledi.
Bira için pasteurize yöntemini buldu. Bulaşıcı hastalıklar üzerinde
çalıştı. Şarbon hastalığının mikrobik olduğunu kanıtladı. Şarbon
ve kuduz aşısını buldu.(1885) Mayalanma olayından ve bulaşıcı
hastalıklardan mikroorganizmaların sorumlu olduğunu kanıtlamış,
"kendiliğinden türeme" kuramının çürütmüş, pastörizasyon
yöntemini ve kuduz aşısını bulmuştur.
27
Aralık 1822'de Jura yönetim bölgesindeki Dole kentinde doğdu,
28 Eylül 1895'te Paris yakınlarında, Marnes-la-Coquette kasabasındaki
Villeneuve- I'Etang şatosunda öldü.
Sepicilik
yapan bir ailenin oğluydu. ilk ve orta öğrenimini Arbois'daki
okullarda tamamlandıktan sonra Besançon'daki Kraliyet Yüksekokulu'na
girdi.
|
Paris'teki
Yüksek Öğretmen Okulu'nda (Ecole Normale Superieure) 1845'te lisansüstü,
1847'de de doktora çalışmasını tamamladı. 1848'de Fransız Bilimler
Akademisi'ne. bazı kimyasal bileşiklerin birbirinin ayna görüntüsü
olan sağ ve sol bileşenlere ayrıldığı yolundaki önemli buluşunu sundu.
Rasemik asidin tuzları üzerine yaptığı kristalografik incelemelerde,
bu tuzların kimyasal bileşimi aynı ama kristal yapısı farklı olan,
ışığın kutupsal düzlemini sağa ve sola döndüren iki ayrı bileşenden
oluştuğunu gösterdi; bunlardan birinin kimyasal bileşimi ve yapısı
tartarik asidinkiyle aynıydı. Pasteur ayrıca üzümün mayalanması sonucunda
oluşan tartarik asidin mikroorganizmaları beslediğini de buldu. Bu
deneyler sonucunda da kimyasal bileşiklerin biyolojik özelliklerinin,
molekülü oluşturan atomların yapılarının yanı sıra konumlarına da
bağlı olduğunu kanıtlayan molekül bakışımsızlığı kuramını açıkladı.
1848'de
Dijon Lisesi'nde fizik dersleri vermeye başladı; kısa bir süre sonra
da Strasbourg Üniversitesi'ne kimya profesörü olarak atandı Göreve
başladıktan birkaç ay sonra, 1849 mayısında da, Strasbourg Akademisi
rektörünün kızı Marie Laurent ile evlendi. 1854'te Lille Üniversitesi'nde
yeni kurulan Fen Fakültesi'nin dekanı oldu. Kuramın uygulama ile ilişki
içinde olması gerektiği inancıyla, üniversiteyle sanayi arasına işbirliğini
sağlayan bir eğitim programı başlattı. Şeker pancarı ve üzüm en alkol
üreten bir sanayicinin karşılaştığı sorunu çözmek amacıyla mayalanma
üzerine araştırmalara başladı. Alkol ve sütün mayalanmasına ilişkin
deneyler sonucunda mayanın, havasız bir ortamda da kendisini yeniden
üretebilen (Pasteur etkisi) bir canlı olduğu kuramını ortaya koydu.
..
|
1857'de
Paris'teki Yüksek Öğretmen Okulu'nun Bilimsel Araştırmalar yöneticiliğine
getirildi. İmparator III, Napolèon'un desteğiyle aynı okulda
kendisi için bir fizyolojik kimya laboratuvarı kuruldu. Aynı
zamanda Sorbonne'da kimya profesörlüğüne atanan Pasteur, o güne
kadar bilim adamlarının desteklediği ve mikroorganizmaların
kendiliğinden türediği varsayımına dayanan kuramın doğruluğunu
araştırdı. Sonuçta alkol ve laktik asitte mayalanmanın, havayla
ilişki halinde daha da hızlandığını gördü; böylece besinlerin
mikropların kendiliğinden türemesiyle değil, havada bulunan
ve kokuşmaya neden olan mikroplarla temas ettiğinde bozunduğunu
kanıtladı.
|
Pasteur
bu buluşunu kuramsal bir temele oturttuktan sonra, Fransa'nın ekonomisinde
önemli rol oynayan sirke ve şarabın bozunmasına yol açan mikropların
ısı yoluyla yok edilmesine dayalı pastörizasyon işlemini geliştirdi.
Böylece bu ürünlerin bozunmadan korunması ve taşınması sağlandı. 1868'de
Pasteur'e Fransa'nın ekonomisinde önemli bir payı olan ipek üretimini
sona erdirebilecek olan ipekböceğj hastalıklarını araştırma görevi
verildi. Üç yıl sonra, Pasteur bu hastalıkların etkeni olan iki farklı
basili tanımlayarak bunlara karşı ipekböceklerini korumanın yollarını
açıkladı. 1870'te de biranın zamanla bozunmasını önleyecek bir yöntem
geliştirdi.
| Beş
çocuğundan üçünü çok küçük yaşlarda yitiren Pasteur'ün oğlu diplomatlığı
seçmiştir. 1868'de geçirdiği bir beyin kanamasından sonra sol
yanına felç inen ve konuşma güçlüğü çeken, ileri yaşlarında da
birkaç kez kalp krizi geçiren ve emekliliğini isteyen Pasteur
araştırmayı bırakmadı, 1873'te Fransız Tıp Akademisi üyeliğine
seçildi ve 1874'te çalışmalarını sürdürebilmesi için kendisine
parlamento bir ödül verdi. |

|
1881'de Pasteur çeşitli hastalık yapıcı mikroorganizmaların etkisini
azaltan bir teknik geliştirmişti. Şarbon ve tavuk kolerasına neden
olan mikroorganizmaları elde ettikten sonra bunların zayıflatılmış
kültürünü aşı olarak kullandı. 1882'de Fransız Bilimler Akademisi
üyeliğine seçildi. Kuduz virüsünü elde edip güçsüzleştirerek geliştirdiği
kuduz aşısını ilk kez 1885'te insanlara uyguladı. 1888'de Paris'te
kuduz üzerine temel araştırmaların yapılması, kuduzdan korunma ve
kuduz aşısının uygulanması üzerine çalışmaların sürdürülmesi amacıyla
Pasteur ölene kadar bu enstitüyü yönetti.
Pasteur'u, 70. yaş gününü kutlamak için Sorbonne'un büyük anfisinde
toplanmış binlerce öğrenci, bilim adamı ve yabancı diplomatın karşısına,
cumhurbaşkanı Sadi Carnot kollarında taşıyarak getirmişti. Ölümünde
devlet töreniyle Notre Dame Kilisesi'ne gömülen Fransa'nın "ulusal
kahramanı", bir yıl sonra Pasteur Enstitüsü'ndeki anıtsal mezarına
taşındı.
1862'de Fransız Bilimler Akademisi'nin, 1869'da Londra'daki Royal
Society'nin, 1873'te Fransız Tıp Akademisi'nin, 1882'de Fransız Akademisi'nin
üyeliğine seçilen, Legion d'honneur'ün 1853'te "chevalier",
1881'de en yüksek derecesi olan "büyük haç nişanı verilen Pasteur,
Royal Society'nin Rumford (1856) ve Copier (1874) madalyaları, 1867
Uluslararası Paris Sergisi'nin büyük ödül madalyası dışında sayısız
bilim ve para ödülü almıştır.
1847'de, fizik doktorasının aldıktan hemen sonra, kimyasal yapısı
aynı olan (izomer) maddelerin ışığın polarılma düzlemi üzerindeki
etkilerini araştırmaya başlayan Pasteur, izomer olduğu bilinen tartarik
asit ve rasemik asit tuzlarını kristalleştirip mikroskopla incelediğinde,
tartarik asit kristallerinin ışığın polarılma düzlemini sağa döndürmesine
karşılık, rasemik asit kristallerinin optik etkinliği olmadığını gördü.Optik
etkinliği birbirinin tersi olan iki maddenin eş sayıdaki moleküllerinden
oluşmuş kimyasal karışımlara "rasemik" adı verildi. Rasemik
asit kristallerindeki ters simetri olgusunu yaygınlaştırarak asimetrik
molekül kavramına ulaşan ve atomlarının yapısı aynı olmakla birlikte
uzaydaki yerleşme düzeni farklı olan kimyasal maddelerin değişik özellikler
kazanacağını öne süren Pasteur'ün bu savı, stereokimyanın habercisiydi.
Lille
Üniversitesi'ne geçtikten sonra, iktisadi etkinliği büyük ölçüde şarapçılığa
dayanan bu yörede mayalanma olayını araştırmaya başlayan Pasteur,
rasemik bir karışım olduğu için optik etkinlik göstermeyen amonyum
paratartaratın, mayalandıktan sonra, polarılmış ışığı sola saptırdığını
ve karışımda yalnızca Ievojir (optik etkinliği sola doğru olan) amonyum
tartarat moleküllerinin kaldığını gördü. Dekstrojir (optik etkinliği
sağa doğru olan) türün mayalanma sürecinde yok olmasını, mayalanmaya
yol açan bir mikroorganizmanın beslenmek için ortamdan yalnızca bu
tür tartaratı seçip a1masına bağladı. Birkaç yıl sonra da bu mikroorganizmanın
Penicillium glaucum türü bir küf mantarı olduğunu kanıtladı. Ardından,
sulandırılmış taze bira mayalarının mikroskopta küçük, yuvarlak kürecikler
biçiminde görüldüğünü, aynı sıvıya biraz şeker ve kireç katıldığında
(ya da bira ekşiyip bozulduğunda) maya hücrelerinin ipliksi uzantılarla
yuvarlaklığını büyük ölçüde yitirip, biçimsiz çökeltilere dönüştüğünü
gözlemledi. Bu çalışmalarını yayımlayıp, mayanın kimi kez oksijensiz
ortamda da yaşamını sürdürebilen canlı bir organizma olduğunu ve alkol
mayalanması ile laktik asit (süt) mayalanmasının ayrı mikroorganizmalardan
ileri geldiğini açıklaması, mayalanma olayının kimyasal bir süreç
olduğunu savunan mekanikçi görüşten kimyacılarla, özellikle Leibig
ile Pasteur arasında çok uzun bir tartışmanın başlangıcı oldu.
|
Alkol,
süt, tereyağı, peynir ve sirke mayalanmalarını inceleyip, sorumlu
mikroorganizmaları tanımladıktan sonra, ekşime, köpürme ve renk
kararması gibi, şarapta zamanla ortaya çıkan bozulmaları araştırmaya
başlayan Pasteur, bugün kendi adıyla anılan konserve tekniğine
bu yoldan ulaştı. Bozulmaya neden olan mikroorganizmaları öldürmek
için, şarabı kapalı bir kapta, 60 ile 100° arasındaki bir sıcaklıkta
birkaç saat ısıtıp hızla soğutmayı önerdi. Şarap, bira, süt,
meyva suyu gibi tüm mayalanabilir sıvılara uygulanan "pastörizasyon"
yöntemi, önce Fransız ordusunda, sonra sanayide uygulanarak
tüm dünyaya yayıldı.
|
Mikroorganizmaların
ve genelde yaşamın, canlı ya da cansız maddeden kendiliğinden türeyip
türemediğini araştırmak için düzenlediği değişik deneylerin yanı sıra,
özellikle, üzerine küçük hava delikleri açılmış, uzun ve eğik boyunlu
şişelere doldurduğu steril sıvılardan bazılarının kaynatılıp soğutulduktan
sonra hiç bozulmadan kaldığını, buna karşılık kaynatılmayan sıvıların
üzerinin iki-üç gün sonra bir küf tabakasıyla örtüldüğünü gösterdi.
Bu ve benzeri deneylerle kendiliğinden türeme kuramına çok zarar vermiştir.
1865'te Fransız hükümetinin görevlendirmesiyle ipekböceği hastalıklarının
araştırılmasına eğilen Pasteur, beş yıl sonra ipekböceklerinde çok
sık görülen "karataban" ve "sütleğen" hastalıklarının
etkeni olan mikroorganizmaları tanımlayarak, bu basillere karşı ipekböceklerini
korumanın ve hastalığın bulaşmasını engellemenin yollarını açıkladı.
İpekböceği hastalıklarını incelemeye başlarken bile, mayalanma ile
hastalığın, benzer yönleri olan bir "bozulma süreci" olduğuna
inanan Pasteur, uygun bir ortamda üreyerek mayalanmaya neden olan
mikroorganizmaların, ipekböceğinin vücuduna yerleşerek hastalığa yol
açabileceğini düşünüyordu. Araştırmaları bu düşüncesini doğrulayınca,
tüm bulaşıcı hastalıkların değişik tür mikroorganizmalardan kaynaklandığı
inancı giderek güçlendi. Hastalıkların mikroplardan ileri geldiğini
savunarak çağdaş ve bilimsel tıbbın doğmasında başrolü oynayan Pasteur
oldu. Onun görüşünü ve hastalık yapıcı mikroorganizmaların varlığını
hemen benimseyerek, antisepsi yöntemleriyle, enfeksiyondan ileri gelen
ameliyat sonrası ölüm oranını hızla düşüren Lister'ın çalışmaları
da bu kuramın kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tıbba yerleşmesini
sağladı.
Özellikle koyunlarda büyük salgınlara ve kitle halinde ölüme yol açan
şarbon hastalığının yenilmesine çalışmıştır.Bu hastalığın, daha önce
Davaine'in hastalıklı hayvanların kanında gözlemlediği bir çomak bakteriden
(şarbon basili) ileri geldiğini doğrulayıp kanıtladıktan sonra, 1881'de,
Roux ve Chamberland ile birlikte, zayıflatılmış şarbon basilleriyle
hazırladığı aşı, şarbonu ölümcül bir hastalık olmaktan çıkardı. Aynı
yöntemle tavuk kolerasının etkenini tanımlayıp koruyucu aşısını geliştiren,
hayvanlarda görülen kangrenli septiseminin, kemik iliği iltihaplanmasının
ve loğusa hummasının nedeni olan mikroorganizmaları bulan Pasteur,
Koch ile birlikte bakteriyolojinin kurucusu sayılır. Virüs hastalıklarının
tanımlanmasına ve koruyucu aşılama yönteminin geliştirilmesine yönelik
çalışmalarının en önemlisi, ölümle sonuçlanan kuduz hastalığına karşı
kazandığı zaferdir. 1881'de, Pasteur kuduz bir köpekten alınan beyin
sıvısını, sağlıklı bir hayvanın kafatasını açıp beyin yüzeyine aşıladıktan
sonra, yaklaşık iki haftalık bir kuluçka döneminin bitiminde sağlıklı
hayvanın tüm kuduz belirtilerini gösterdiğini saptadı. Köpekler ve
maymunlar üzerinde yapılan çok uzun araştırmalardan sonra, aşı olarak
kullanılabilecek zayıflatılmış (hastalık yapıcı etkisi azaltılmış)
kuduz virüsünü elde etmeyi başardı.6 Temmuz 1885'te, kuduz bir köpeğin
ısırdığı ve hiçbir kurtuluş şansı olmayan, Joseph Meister adında dokuz
yaşında bir çocuk, ilk kez kuduz aşısıyla ölümden kurtarıldı.