YAZARLARIMIZ
Süleyman KUYUMCU


Haliç Üniversitesi , Moleküler Biyoloji ve Genetik , 4. SINIF
...........................................................................................................

Değişim Üzerine Sinerji Denemeleri: Gerçeği Yakalayabilmek


  

Aristoteles ortaçağ’da Avrupa’da bilim üzerine çok etkili olmuş bir filozof. O çağdaşlarının çözümünü bulamadığı bir çok sorunun üzerine gitmiş, düşünmüş ve bir takım öneriler ortaya koymuştur. O’nun söylemiş olduğu şeyler devrim niteliğine bürünmüş , o zamanki bilimsel anlamda çok büyük yenilikler getirmiştir.

Ne yazık ki Aristoteles’den sonra onun söyledikleri o kadar değiştirilemez hale getirilmiş ki asırlar boyunca kanun gibi kabul edilmiş, atın kaç dişi olduğunu öğrenmek için saymak yerine Aristoteles’in kitaplarına bakılmıştır. Hatta onun söyledikleri İncil’e dahi girmiş dini gerçekler olarak varsayılmışlardır.

Görüyoruz ki bir zamanlar yenilik ve ilerleme olan bir takım öğretiler dogma edinildiklerinde ve değiştirilemez olduğu düşünüldüğünde bilimi geriye doğru itmeye başlıyor.

Bugün hala Aristoteles’in ortaya koymuş olduğu verilerden izler olsa da modern bilimde “Neden” kavramı onun söylemiş olduğunun tersine, tümdengelim yoluyla bulunan soyut bir öz değil, ancak tümevarım yoluyla öğrenilenlerdi.

Bunu Galileo (1564-1642) , Bacon (1561-1626) ve Boyle (1627-1691) gibi bilimciler keşfettiklerinde bilimde yeni bir çağın başlamasına sebep olmuş ve modern bilimin kurucuları arasında gerçekten hakederek yerlerini almışlardır.

Saygın bilimcilere baktığımızda onların hep kendi görüş açılarından ve çağının varsayımlarından sıyrılmış, elde ettiği verileri tamamen objektif olarak incelemiş kendi ulaştığı sonuçları derinden sarssa da hiç bir şeyi göz ardı etmemiş olduğunu görüyoruz.

Örneğin Charles Darwin Türlerin Kökeninde, biz bugün nasıl olduğunu az çok çözmüş olsak da , göz gibi mükemmel bir organın nasıl oluştuğunu açıklayamadığını itiraf etmektedir. Onun bu itirafı teorisinin değerini küçültmediği gibi daha da değerli hale getiriyor. Çünkü modern bilimin her şeyi tamamen çözme gibi bir iddiası yoktur. Modern bilimde teoriler bizi gerçeğe bir adım daha yaklaştırmış ve yeni çalışmaların önünü açmıştır.

Bir Soru Bir Cevap:

Soru:

-Artık her şey ortaya konduğu ve Evrim teorisi hakkında bütün bilgiler gün yüzüne çıktığına göre bu köşede yapmak istediğiniz nedir? Kaldı ki her şey gün yüzüne çıkmasa bile sadece yazı yazarak yeni bir şeyler keşfedeceğinizi ummuyorsunuz herhalde? Bir evrim karşıtı ünlü bir yazarın kitaplarıyla çok rahat istediği bilgiye ulaşır. Ya da bir evrimci bir çok kitap bulabilir. Siz bu yazılarınızla ne yapmayı hedefliyorsunuz?

Cevap:

-Evrim teorisi hakkında her şeyin ortaya çıktığı tezinize maalesef katılamayacağım. Bildiklerimizin gerçeğe kıyasla okyanustaki bir damla olduğunu düşünüyorum. İnsan yeni bir şeyler öğrendikçe ne kadar az bildiğinin daha iyi ayırdına varıyor. Şimdilik yazılarımızla sinerjinin kriterlerini ortaya koymaya çalışıyoruz, fakat bir kere Türk biyologlarıyla (belki dışarıdan dostlarımız da katılacak) beyin fırtınası yapmaya başladığımızda ne kadar mesafe alacağımızı hep birlikte göreceğiz. Yeni bir şeyler keşfedeceğimize inanıyorum, yeni hiç bir şey bulmasak da ne kadar çok istifade edeceğimizi hep birlikte göreceğiz. Benim ilerlemeye sonsuz ümidim var.


Nitekim Albert Einstein (1879–1955) kendi teorisini açıkladıktan sonra ; eğer kuramıyla ortaya koyduğu öndeyileri, dakik teorik hesaplamalarla uyuşmazlarsa kuramının yanlışlığını kabul edeceğini ilan etmiştir. Bu tabii ki şaşırtıcı ama asıl can alıcı noktaya şimdi geliyoruz. Einstein hemen arkasından gözlemler beklenildiği gibi çıksa bile kuramının yanlış olacağını söylemiştir. Sadece gerçeği yakalamaya doğru bir adım, Newton’unkinden daha ileriye götüren bir adım olduğunu bilmemizi istemiştir.

Tümden gelim sadece bilimcilerin kendini kandırmasını engellemekle kalmamış ayrıca bazen gerçeğin iki ucunu yakalama olanağı da vermiştir. Örneğin Newton (1642-1727) ışığın düz çizgiler üzerinde hareket eden parçaçıklardan oluştuğunu, onun çağdaşlarından Hook(1635-1703) ise ışığın bir dalga olduğu sonucuna varmıştı. Bugün görüyoruz ki modern fizik bize ışığın hem parçacık hem de dalga gibi davrandığını söylüyor.

Elbette tümden gelimin bilimde faydalı olduğu yerler de var. Bunu inkar edemeyiz. Söylemek istediğim her iki yöntemin de dengeli bir biçimde kullanılması ve bizi yanlış sonuçlara götürmesinin önüne geçilmesidir..peki geçilmezse? Bazı bilimciler bir teorinin yanlışlığına ya da doğruluğunu önce kendisini inandırıp sonra düşündüğünün doğru olduğunu isbat için veri toplama işine girişiyor. Bu arada karşılaştığı negatif verileri ise ya küçümsüyor ya da görmezlikten geliyor. Hoşuna gitmeyen şeyleri çok kolay unutabiliyor. Hoşuna giden şeyler ne kadar ufak da olsa büyüttükçe büyütüyor. Artık ona bilimci değil kendi görüşünü savunan bir avukat demekten başka çaremiz kalmıyor. Ya onların peşinden giden bilimciler? Sonuçta olan bilimsel düşünceye oluyor ve dogmatik zihin yapısı oluşuyor. Ne yazık ki bilim ileriye değil geriye doğru gidiyor.

Yazılarımıza başlarken niyetimiz sinerjiydi. Yani veri toplayıp bazı konuları tartışacağız. Peki bunu nasıl yapacağız? Bunların cevabını da müsaadenizle bir daha ki makalede vermeye çalışalım.

Kaynaklar*

1-Ernst Mach, Yeni Bir Duyu, Populer Bilim Konferansları (1897)

2-Karl Popper, Yılmayan Bilim, Eleştirmenlerime Yanıtlar (1974)

3-Herbert Butterfield, Kimyanın Değişimi, Çağdaş Bilimin Kökenleri (1949)

4- Jean Piaget, Başkasının Gözüyle Bakmayı Öğrenmek, Çocukta Yargılama ve Usavurma(1928)

5-Stephan Jay Gould, Darwin’in Suistimali, İnsanın Yanlış Değerlendirmesi (1981)

6- Francis Bacon, Kabile Putları, Novum Orangum (1620)

7-Rober Boyle, Dört Elementten Kuşkulanma (1661)

8- Isaac Newton ve Robert Hooke, Işığın Doğası Konusunda Tartışma, Mektuplar (1672)

*Kaynak olarak belirtilen makalelere Popüler Bilim Kitapları Dizisi, Tübitak yayınlarından Edmund Blair Bolles’in editörlüğünü yaptığı ‘Galileo’nun Buyruğu- Bilim Yazılarından Bir Derleme’ adlı kitabından ulaşılmıştır.