Biyoloji Ders Notları
Biyoloji Bilişim Makaleleri Biyoloji Master Doktora Makaleleri Biyoloji Makaleleri Genetik Makaleleri Genel Biyoloji Makaleleri Zooloji Makaleleri Adli Biyoloji Makaleleri Biyoloji KUMANDA Biyoloji Anketi Biyolog Sohbet ! BiyoTÜRK.com | Türk Biyoloji ve Genetik Portalı
Lise Biyoloji

Anasayfam Yap ! | Favorilerime Ekle ! | E-Mail Gönder !

Biyoloji Biyoloji Haberleri
Biyoloji Makaleleri
Röportajlar
Özel Dosyalar
Biyoloji Sözlüğü
İngilizce Sözlük
Oyun
Video
Mezun Biyoloji
  YAZARLARIMIZ
Onur Emre ATICI

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi , Uluslararası İlişkiler , MEZUN
...........................................................................................................

 

BiyoETİK Üzerine: Biyolojiyi Felsefi Düşünmek

  

1.Başlangıç

Bu yazı, biyolojiyle ilişkisi bu bilime duyduğu derin ilgi ve saygıdan (bir de bazı biyoinformatik projeleri) ibaret olan bir sosyal bilimci tarafından yazıldı. Amacı ise biyoetik konusu üzerine derinleşmek için, biyolojinin sosyal yönleri üzerine bir ön tartışma yapmak, ve genç biyologlara biyolojinin aslında sosyal yönleri de olan bir doğa bilimi olduğunu gösterebilmektir. Ki durum böyle algılandığında biyoetiğin önemi daha da iyi anlaşılacaktır. Bu yazı içinde felsefe-biyoloji ve felsefe-sosyoloji ilişkileri konusunda örnekler verilecek, ve biyoetik üzerine genel bir değerlendirmeyle makale bitirilecektir.

Şunu söylemeliyim ki, bu yazıyı bir üniversitede biyoloji okuduktan sonra yazmayı isterdim. Ama elimden gelen sadece bu konuda özel okumalar yapmak oldu. Bu anlamda her türlü eleştiri ve düzeltmeye açığım. Ancak biyoetik, biyolojiye daha çok sosyal bilimlerin gözüyle bakmak olduğundan, bu konu üzerine çalışmamda bir sakınca olmadığını düşündüm. Ayrıca biyoetik üzerine düşünmek için aşırı teknik ayrıntılara, veya laboratuar deneyimlerine ihtiyaç olmadığı kanısındayım. Ancak gerek bu yazıda, gerek bundan sonrakilerde, konuların biyolojik yönünden çok, felsefi ve sosyal yönleri üzerinde durmaya çalışacağım; böylece hem hata yapma olasılığı azalacak, hem de sosyal bilimlerin biyolojiye bakışı daha iyi anlaşılmış olacaktır diye düşünüyorum.

2.Canlılık Durumu

En genel anlamıyla biyoloji varlığın canlılık durumlarıyla ilgilenir. Bu anlamda maddeyi "canlılar" ve "cansızlar" olarak yapay bir sınıflandırma çerçevesine inceler. Bu sınıflandırmanın yapay olduğunu diğer doğa bilimleriyle karşılaştırarak söylüyorum. Çünkü, örneğin fizik için, maddenin canlılığı veya cansızlığı temel bir ayırt edici özellik değildir; sıcaklık, hacim, kütle gibi kavramları kullanır. Dolayısıyla canlılık, biyolojiye ait bir sınıflandırma biçimidir; ve aynı zamanda biyolojinin "konusudur".

Canlılık aslında çok önemli bir sorundur. Felsefeciler varlığı genelde fiziğin bakış açısıyla incelemişler; maddenin nasıl canlı olduğundan çok, nasıl varolduğuna ilişkin sorular üzerinde düşünmüşlerdir. Tabii ki varoluş ve canlılık ayrı konular. Ancak bu iki kavramın kendi içinde bir dönüşlülüğü vardır. Örneğin madde bir varlık tarafından anlaşılabilmeseydi (ki maddeyi anlayabilme ancak evrim geçirmiş canlılığa ait bir yetidir) varoluşunun gerçekten bir anlamı olur muydu? Kuramsal olarak, maddenin varoluşunun anlamsız olduğu durumda, varoluşun gerçekliği sorgulanabilir miydi? Burada varlık felsefesine dair polemikler yaptığım sanılmasın; vurgulamak istediğim şey canlılık konusunun, en az maddenin varoluşu kadar önemli olduğu, ve üzerinde durulması gerektiği.

 

Canlılık sorunu aslında pek çok şey için bir referans noktası olabilir. Sosyal davranışlarımız veya algılamalarımızın belli nedenleri vardır. Bu nedenlerin en önemlisi de biyolojik yapımızdır tabii ki. Çünkü insan davranışı; metabolizmasından ayrı bir şey değildir. Bugün postmodern düşünce 1 ; insanı salt us olarak, ve bedensel varlığını estetik imgelere indirgeyerek; (hatta bunu böylece pazarlayarak) anlıyor. Örneğin, Batı toplumu için insan bedeninin biyolojik anlamı, estetik anlamından sonra gelmektedir. Postmodern düşünce tarzında beden; kişinin estetik, sosyal ve kültürel kimliğini taşıyan nesnedir; ve bu anlamada sağlıklı olmak zorundadır. Sağlıklı olma ve uzun yaşama; bu bakış açısıyla "sosyal amaçların" gerçekleştirilmesi için önem arz eder. Tabii ki bu sosyal refah seviyesiyle doğrudan orantılı bir durumdur. Örneğin fakir bir Afrikalı için bedeni, canlılığından başka bir şey ifade etmeyecektir. O canlılığını korumak için bedenine bakmak zorundadır; yani sağlıklı kalmaya çalışarak "biyolojik bir amacı" gerçekleştirecektir.

3.Sosyalleşen Bir Doğa Bilimi

Burada söylemek istediğim şey şu; biyoloji giderek sosyalleşen bir doğa bilimidir. Bir bilimin sosyal olması için insanı konu etmesi gerekir. Biyoloji, çoktan beri insanı konularının içine koymuştur; ancak sosyal bilimciler biyolojik bakışın önemine çok fazla varamamışlardır. Örnek olarak, "İnsan iyi midir, yoksa kötü mü?" sorusunu inceleyelim. Bu etiğe dair öyle bir sorudur ki içinden ideolojiler çıkar. Örneğin "insan iyidir"den anarşizme; "insan kötüdür"den despotizme varabilirsiniz. Bunun dışındaki bütün ara yanıtlar sizi başka başka ideolojilere götürür. Burada dini bulabilirsiniz; gelenek ve göreneklere ulaşabilirsiniz; kapitalizmin ve sosyalizmin temel mantığını edinebilirsiniz. Ancak duruma biyolojik baktığınız anda sorun farklı bir hal alır. Öncelikle: İnsan canlıdır. Canlılar: doğar, büyür, iletişim kurar, çoğalır ve ölür. Ve canlı bütün bunları gerçekleştirmek için hayatta kalmak zorundadır. Hayatta kalmak için de (en azından bildiğimiz türdeki canlıların) bazı şeylere ihtiyacı vardır. Bu kimi zaman bazı elementlerdir, kimi zaman enerjidir, kimi zaman bu enerjiyi sağlamak için besin ve oksijen...

Bir aslanın, bir zebrayı yemesi etik açısından bir sorun değildir. Yine bir aslanın bir insanı öldürüp yemesini de etik sorun etmez; en basitinden bu bir kazadır. Ama bir insan, bir başka insanı yerse; hatta bırakın onu; toplumunun veya dininin yasakladığı başka bir hayvanı yerse işte o zaman "etik sorun" doğar. Yani biyolojik bir olayın etiğe konu olabilmesi için öznesinin "insan" olması gerekir.

Peki etik 2 ve biyolojinin ilişkisi nedir o zaman? Bu karışık bir durumdur. Örneğin; toplum neden üremeye müdahale eder? Neden çiftleşme kimi zaman illegal ve amoral bir durum haline dönüşür? Sosyo-psikolojik etkenler... Peki sosyo-psikolojik etkenlerin kökeninde ne yatar? Başka sosyo-psikolojik etkenler ve en sonunda insanın biyolojik yapısı... Aslında insanın biyolojik yapısı, insanla ilgili her şeyi etkiler. Tabii ki ahlak da bunların arasındadır. Ama ahlakın kendi kendine gelişmek gibi özel bir durumu da vardır. Diyebiliriz ki ahlakın kökeninde "insanın biyolojik yapısı, ve bu yapının doğayla etkileşimi" yatar. Ama ahlaka ilişkin öyle şeyler vardır ki, bunu biyolojik olaylara dayandırmak için çok fazla dolaylama yapmak zorunda kalırsınız ve bu tez ispatlayıcılığını yitiriverir. Örneğin bir yörede, evin büyüğü öldüğü zaman tereğe şerbet koyulur. Bunun biyolojik kökeni ne olabilir? Özellikle Anadolu'da şamanist gelenekler dinle katıştırıldığı için dine ait olduğu ileri sürülen pek çok ritüelin bulunduğunu görebilirsiniz. Bunlar genelde, hüznü veya sevinci gösteren ifade biçimleri olarak kullanılır. Bunların biyolojik kökenlerini aramak pek de doğru değildir. Peki bu, ahlakın kökeninin insanın biyolojik özelliklerine dayandığı tezini yanlışlar mı?

 

Bence hayır. Çünkü ahlak gelişen ve kompleksleşen bir mekanizmadır. En büyük özelliği de insanın yaşam deneyimine ve -kimi zaman da hayal gücüne- bağlı olarak kendi kendini geliştirmesidir. Dolayısıyla kendi kendini geliştiren bir olguyu ancak yine kendisine dayandırabilirsiniz. Yukarıdaki gibi kompleksleşmiş ve köksüzleşmiş, daha doğrusu kendi anlamını kendinden doğurmuş durumlar için biyolojik köken aramak yanlıştır. Örneğin "medya etiği" gibi bir sorunsalda biyolojik köken aramak pek doğru olmaz. Ancak tarım toplumlarındaki aile büyüklerine saygı duymak gibi geleneklerin kabile yaşantısından kalma olduğunu tahmin etmek pek de zor değildir.

Şimdi burada, yukarıda sorduğumuz soruyu yeniden soralım ve biyolojik bakış açısıyla bunu geliştirmeye çalışalım: İnsan iyi midir, yoksa kötü mü?

"İnsan iyi veya kötü olmadan önce, canlıdır. Canlı, yaşamını devam ettirmek zorundadır. O zaman insanın, yaşamına devam etmek -en azından asgari ihtiyaçlarını karşılamak- için yaptığı eylemler -ne olursa olsun- kötü olarak değerlendirilebilir mi?"

"İnsan, yaşamak ve iyi yaşamak arasında bir seçim yaptığında; iyi yaşamayı seçmesi sonuçları ne olursa olsun kötü olarak değerlendirilebilir mi?"

"İnsan her şeyi haz almak için mi yapar yoksa daha iyi yaşamak için mi? Daha iyi yaşamak daha mutlu olmaktır; ve ancak daha fazla haz alarak daha mutlu olabiliriz dersek, doğru mu söylemiş oluruz? Peki bir maymun da mı haz almak için yaşar?"

Bu sorular, asıl sorunumuza ("iyilik" "kötülük" sorusuna) sadece yeni bir tartışma düzlemi yaratır. Ancak bu düzlem insanın salt kendisinden; yani sosyal değil bedensel varlığından yola çıktığı için çok daha az yanıltıcıdır. Bu açıdan önemlidir ve ciddi bir referans noktasıdır.

4.Sosyoloji ve Biyoloji

Sosyoloji de pek çok yönden biyolojiye bağımlıdır. Örneğin postmodern çağın sorunlarından biri olan kimliği ele alalım. Kimlik üzerine düşünen sosyologlar şu şekilde bir tez öne sürerler: bir kimlik unsuru ne kadar çok insan arasında paylaşılıyorsa, ayrıştırıcı (veya birleştirici) etkisi o kadar azalır. Bu doğrudur. Örneğin erkeklik ve kadınlık iki ayrı kimlik olarak 3 çatışma içinde değildirler. Ama cinsiyetlerin birbirine üstünlük sağlama mücadelesi içinde olduğunu ve bugün ataerkil bir dünyada yaşadığımızı yadsımak mümkün müdür? Çok uç durumlar dışında bir insanın ismini duyduğumuzda ilk algıladığımız şey cinsiyetidir. İşte bence cinsiyet, kimlik olgusunun temel sorunudur ve cinsiyet bildiğiniz gibi biyolojinin konusudur.

 

5.Biyolojinin Etiği

Bunun gibi pek çok örnek verilebilir. Peki bu örnekler bize neyi göstermeli? Biyolojinin sosyal bilimlere etkisini ne anlamda değerlendirmeliyiz? Burada iki tarafa da bazı görevler düşmektedir. Öncelikle sosyal bilimciler, sosyal olayları olası biyolojik kökenleriyle birlikte analiz etmelidirler. Bu nesnellik açısından çok önemlidir. Biyologlar ise; uğraştıklarının aslında sosyal yönleri olan bir bilim olduğunu iyi kavramalı ve yaptıkları işlere bakış açılarını bu düzlemde de geliştirmelidirler. Örneğin bir genetikçi (özellikle de genetikçi) uğraştığı işin, yaptığı projenin sosyal sonuçlarını kendi düşünmeli; bu işi siyasetçilere, patronlara, ilaç şirketlerine veya herhangi bir yüksek mercie bırakmamalıdır. Bilim adamı yaptığı işin sonuçlarını düşünmek zorundadır. Bir biyolog, biyoetik bilmediği taktirde işin bir kısmını eksik bırakmış demektir; ve ileride yapacağı herhangi bir hatadan da sorumlu olur. Şimdi bu söylediklerim belki Türkiye şartlarında çalışan biyologlara yabancı gelecektir. Çünkü insan klonlama, genom projesi gibi araştırmalara biraz uzakta olduğumuzu itiraf etmeliyiz. Ama bu varolan sorunlarla ilgilenmeyeceğimiz anlamına gelmemelidir. Örneğim embriyodan kök hücre nakli şartları biraz zorladığımızda Türkiye şartlarında da hiç değilse denenebilecek bir olaydır. Peki Türkiye'de biyologlar bunun etik tartışmasını yapıyor, fikirlerini belirtiyorlar mı? En azından bunu dünya çapında tezler öne sürecek kadar yapmıyorlar. Ki olanaksızlıklar bile bu konuda mazeret değildir. Çünkü deneyi yapmak ayrı, deneyin etik yönleri üzerinde konuşmak ayrıdır. Tabii bundan önce Türkiye'de biyolojinin pek çok eksiği var. Biyoetik yaklaşımın bunların ardında dördüncü-beşinci sırada olduğunu kabul ediyorum. Ancak şu da vardır ki, okumak ve düşünmenin maliyeti çok azdır. Bu nedenle biyoetiğin "ekonomik" bir disiplin olduğunu da söyleyebiliriz.

 

Yukarıda değindiğim sorumluluk konusuna tekrar gelmek istiyorum. Çünkü biyoetiğin önemi burada kendini gösteriyor. Dört tane örnek verelim: beyin hücreleri zarar görmüş bir hastanın kök hücre nakliyle iyileşme şansı bulunuyor: embriyodan kök hücre nakli yapmayı dener misiniz? Ya da bir hastaya organ gerekiyor: bunu sağlamak için bu organı bir hayvanın vücudunda geliştirmeyi dener misiniz? Ya da bulduğunuz hayati bir ilacı: onu öldürebilecek olsa dahi kendi rızasıyla bir hastanın üzerinde dener misiniz? Belli bir teknolojiye ulaştığınızı varsayalım; bir aile bebeklerinin kız olmasını istiyor: gerekli işlemi yapar mısınız? Bu sorulara ve daha bir çoğuna vereceğiniz cevaplar sizin biyoetik yaklaşımınızı sergileyecektir. Bunların üzerine düşünmek önemlidir. Çünkü vicdanınızla 4 ilgili sorunları halletmeniz, bilimle de ilgili pek çok sorunu halletmenizi sağlar.

 

.............................................................................................................................

1 Postmodernizm çok yönlü bir olgudur ve hala gelişen bir süreçtir. Bu nedenle, yaşadığımız çağa ait her olguyu postmodernizmin öğelerinden biri olarak göstermek hem mümkündür, hem değildir. Şimdi postmodernizmi neo-liberalizmin ideolojisi olarak algılarsak yukarıda söylediğim doğrudur. Ama sosyal-kültürel bir olgu olarak düşündüğümüzde belki tanımı biraz geniş tutmuş olabiliriz. Fakat bence bu durum; yani insan bedeninin biyolojik anlamını yitirip, salt estetik anlamıyla işlenmesi, insan bedeninin "meta"ya indirgenmesiyle paralel bir durumdur. Bu anlamda neoliberalizme mal edilebilir.

2 Etik: Ahlak Felsefesi; ahlaka dair kavramları sorgulayan, temelde "iyinin" ve "kötünün" ne olduğunu sorusu üzerine düşünen felsefe dalıdır.

3 Hatta karşıt kimlik denir ama bence karşıt değil tamamlayıcıdırlar; hatta bu iki kimliği karşıt olarak algılamanın cinsiyetçi bir yaklaşım olduğu kanısındayım.

4 Vicdan, bir bilim adamının bilgiden sonra sahip olabileceği en değerli şeydir. Örneğin bir politikacının objektif olma gibi bir sorunu olamaz. Ama bilim adamı objektif olmazsa bilim adamı olma özelliğini kaybeder. Bu anlamda vicdanı, onun için çok önemlidir. Özellikle de doktorlar, biyologlar gibi insanla ve canlılığıyla uğraşanlar için, vicdan hayatidir.


KAYNAKLAR:

  • Hoagland, Mahlon, B: Hayatın Kökleri (çev: Şen Güven), Tübitak, 10. baskı, Ankara, 1996

  • Cevizci, Ahmet: Etiğe Giriş, Paradigma, 2. baskı, İstanbul, 2002

  • Frolov, I, T: Biyolojide Diyalektik Yöntem, Toplumsal Dönüşüm, 2. Baskı, İstanbul, 1998


Biyoloji TEZ - ÖDEV Arama Motoru
Nerede için
Türkiye'nin Biyoloji Portalı

Biyoloji


 


#ust