Kan Lekeleri:
Kan
lekeleri, bir müessir fiil esnasında
vücutta açılan bir yaradan akan
kan ile meydana gelebileceği gibi,
bir müessir fiile bağlı olmadan
da ağız, burun, kulaklar, vajen,
penis ucu ve anüs gibi deliklerden
akmak suretiyle de meydana gelebilir.
Kan
lekeleri, taze iken parlak kırmızıdır
ve kumaşın her lifi kuru pıhtı ile
çevrilmiş olup, küçük pıhtı parçaları
kurumuş jel gibi olmuş ve giysi
ya da kumaşın lekeli kısmının liflerinin
arasına girmiştir. Güneş ışığında
pıhtılar koyu kırmızı, değişken
ışıkta (lamba ışığında) ise parlak,
yarı şeffaf, koyu kırmızıya çalan
bir renkte görünürler. Reçel ve
meyva suyu lekeleri ile demirden
yapılmış eşya (silahlar, bıçaklar
vb.) üzerindeki pas lekeleri de,
benzer görünüm verebilirler (15).
Lekeler, koyu renkli veya siyah
giysi ya da kumaş üzerinde bulunduğunda
görülmeyebilirler, ancak
leke kan
lekesi ise sertleşmiştir ve yansıyan
ışıkta kurumuş pıhtı nedeniyle parlak
görülebilir (34). Kan içinde bulunan
albüminlerin pıhtılaşması nedeniyle,
ince kumaşlarda hafif bir sertlik
oluşur (24). Leke eskimiş ise koyu
kırmızı, esmer, siyahımtırak bir
renkte görülür. Açıkta kalmış bir
kan lekesi, 8-10 saat içinde hemoglobinin
hematine dönüşmesi nedeniyle esmerleşir
(2). Lekenin rengi, yaşına, miktarına
ve üzerinde bulunduğu materyalin
cinsine bağlı olmakla birlikte,
sadece rengine bakarak lekenin yaşını
söylemek pek mümkün değildir. Eğer
lekenin bulunduğu materyal beyaz
renkli ise, fiziksel inceleme için
elverişlidir, ancak mavi, siyah,
kahverengi gibi koyu renkli bir
materyal üzerinde ise ve kurumuşsa,
laboratuvar incelemesi olmadan pek
fazla fikir vermez. İpekli kumaşlar
lekeyi tamamen emerken, yünlü kumaşlar
lekeyi pek fazla emmezler. Kokuşma
halinde ise leke, balık pulları
gibi kabarık, parlak ve yer yer
yarıklı bir şekil arzeder. Canlıdan
akan kan yıkansa bile, bulaştığı
yerden kolay kolay çıkmaz, ancak
ölü kanı yıkandığında çabuk temizlenir
(24). Kan lekelerinin görünüşü,
şekli, boyutu ve etrafındaki eşyalarla
olan ilişkisi, olayın oluşu hakkında
son derece önemli fikirler verebilir
(34). Müessir fiillerde kanın fışkırma
veya damlama suretiyle akma şekline,
düştükleri yüzeyin niteliğine, açısına,
kanın akma yönüne göre biçimleri
farklıdır. Dikey olarak herhangi
bir yere düşen kan damlası yuvarlak
şekillidir. Damlanın düşme mesafesine
göre leke etrafında girintili çıkıntılı
ve küçük küçük damlacıklar oluşur.
Düşme yüzeyinin eğikliği ne kadar
fazla ise, leke o oranda ovalleşir.
Meydana gelen leke şekilleri de
olayın aydınlatılması bakımından
önemlidir (2, 24, 25, 34, 37).
Olay
yeri leke şekli
Laboratuvarda
yapılacak incelemeler için, leke
taşınabilir bir eşya üzerinde ise,
olay yerinden eşyanın tümü alınarak,
eğer leke tazeliğini koruyorsa ve
miktar olarak fazla ise bir pipet
kullanılarak temiz bir tüp veya
şişe içine konulur. Eğer leke eski,
birikmiş, kurumuş durumda ise ağız
kısmına el değmemiş bir bıçak veya
spatül ile kazınarak bir petri kutusuna
aktarılır. Leke sıvanma tarzında,
kazınarak alınamayacak bir durumda
ise, bir pens ile steril olarak
alınan pamuk, serum fizyolojik ile
ıslatıldıktan sonra leke üzerine
bastırarak sürtülmek suretiyle lekenin
pamuğa geçmesi sağlanır. Eğer leke
toprak, alçı, cilasız tahta, halı,
tüylü kumaşla kaplı koltuk ve benzeri
taşınmaz ve emme özelliğine sahip
eşya üzerinde ise lekenin en yoğun
olduğu bölge kesilerek veya kazınarak
alınabilir. Alınan leke veya lekelerin
alındığı yer, o günün tarihi ve
ne amaçla alındığı mutlaka kaydedilmelidir.
Leke, grup tayini yapılamayacak
kadar küçük veya az ise, üzerine
serum
fizyolojik, %10’luk potasyum
siyanid, %10’luk gliserin veya zayıf
amonyak solüsyonlarından biri damlatılmış
bir süzgeç kağıdına emdirilerek
elde edilen ekstraksiyonla (Taylor
usulü) sadece kan olup olmadığı
araştırılabilir (2, 6, 13, 24, 37).
Kan
Lekesi Şüphesinde Araştırılması
Gereken Hususlar
1)
Leke kan lekesi midir?
2)
Leke kan lekesi ise cinsi nedir?
(İnsan kanı hayvan kanı ayırımı)
3)
Leke insan kanı ise vücudun neresinden
gelmiştir? (Burun, adet kanı, yara,
çocuk düşürme, mideden gelme v.s.)
4)
Kan lekesinin kadına mı, erkeğe
mi ait olduğunun tespiti,
5)
Kan lekesinin yaşı.
6)
Kan lekesinin grubu
Lekenin
Kan Lekesi Olup Olmadığının Tespiti
Eskimiş
kan lekeleri bazen pas lekesi, bazen
kırmızı renkteki meyva suları ve
bazen de kırmızı mürekkep lekeleri
ile karışabileceğinden, alınan bir
leke üzerinde ilk yapılacak işlem,
lekenin kan lekesi olup olmadığının
tesbitidir. Bunun için de ihtimali
reaktifler ile kan olup olmadığı
hakkında bir fikir sahibi olunduktan
sonra, kati reaktifler ile sonuca
gidilir.
İhtimali
reaktifler, olay mahallinde leke
yerinden alınmadan da uygulanabilir.
Çok eski olmayan lekelerin üzerine
serum fizyolojikle ıslatılmış süzgeç
kağıdı tatbik edilerek incelemek
mümkün ise de, pratikteki değeri
pek fazla değildir. Çünkü eskimiş
lekeler kolay kolay süzgeç kağıdına
geçmezler. Ancak kırmızılığını koruyan
bir lekenin süzgeç kağıdına geçirilerek
ihtimali reaktiflerin uygulanmasından
bir sonuç alınamıyorsa, lekenin
kan lekesi olmadığı veya yapılacak
ileri tetkiklerden yarar beklenemeyeceği
düşünülür. Oldukça eski izlenimi
veren lekeler üzerinde % 3'lük hidrojen
peroksit tatbiki genellikle iyi
sonuç vermekle beraber, hidrojen
peroksit yapılacak ileri incelemelerin
hassasiyetini yok ettiği için, leke
miktarı az ise bu işlemden vazgeçilmelidir.
Çok eski olduğu görünümü veren lekelerde,
sadece hematin teşekkül etmiş eski
lekelerle reaksiyon veren
Luminol
solüsyonu, karanlık bir yerde leke
üzerine damlatılır veya spreylenir.
Eğer leke kan lekesi ise parlak
bir refle verir. Taze lekelerde
henüz hematin teşekkül etmediğinden,
bu reaktiften sonuç alınamaz. Bu
sözü edilen iki metot da olay yerinde
kullanılacak metotlardan olup, negatif
sonuç alındığında araştırma materyali
alınmasına gerek kalmaz (37).
Laboratuvarda
ise Adler reaktifi, Lokomalaşit
reaktifi, Mayer reaktifi, Orthotolidine
test, Luminal test, Van Dean reaktifi
gibi ihtimali reaktifler ile pozitif
sonuç alındığında ve elde yeterli
miktarda leke varsa kati reaktiflere
geçilir. Bunlar da, Hemin billurlarının
oluşturulması, Hemokromojen kristallerinin
teşekkül ettirilmesi, Bromhidrat
hematin billurlarının oluşturulması,
kan lekesinin spektroskopik, mikrospektroskopik
muayenesi, kromodensasyon testi,
kromatografi testi ve elektroforez
metodudur (6, 15, 24, 25, 33, 37).
a)İhtimali
Reaktifler
Bu
reaktiflerin esası, leke içindeki
peroksidaz enzim aktivitesinin gösterilmesine
dayanır (2, 30). İhtimali reaktif
olarak seçilen testler, kan lekesinin
düşük konsantrasyonlarında hassas,
kullanımı kolay, güvenilir olmalı
ve hızlı sonuç vermelidir (7). Bu
reaktiflerin en büyük sakıncası,
kan lekelerinde insan kanı lekesi
olup olmadığının tespitinde kullanılan
serolojik testlerin ve ABO kan grubu
testlerinin reaksiyon verme özelliklerini
inhibe etmesidir (36). Örneğin,
Lökomalaşit yeşili ile kontamine
olmuş kan lekelerinde, DNA düzeyinde
kimliklendirme yapılmasının mümkün
olmadığı bildirilmektedir (30).
1.Adler
(Benzidin) Reaktifi
a)
95°'lik alkolde doymuş Benzidin
eriyiği, reaksiyonu kolaylaştırmak
için hidrojen peroksitle beraber
kullanılır. Leke kan lekesi ise
mavi renk verir (25).
b)
1 g Benzidinin 10 cc % 50'lik Glasiyal
asetik asit içerisinde çözülmesi
ile elde edilen bu reaktifin tatbiki
için ayrıca % 20 volümlük hidrojen
peroksite ihtiyaç vardır. Hazırlanırken
reaktifin içine 30 cc % 3'lük hidrojen
peroksit eklenebilir. Ancak Hidrojen
peroksitte meydana gelen değişiklik
nedeniyle reaktif çabuk bozulduğundan
ayrı ayrı kullanılması daha uygun
olmaktadır (37).
Adler
reaktifinin uygulanabilmesi için,
öncelikle lekenin maserasyona tabi
tutulması gerekir. Maserasyon için
lekeli materyalden bir miktar alınıp,
ufak parçalara kesilerek bir tüpe
konulur, üzerine lekenin miktarı
göz önüne alınarak bir miktar serum
fizyolojik damlatılır. Lekenin,
üzerinde bulunduğu materyalden serum
fizyolojiğe geçmesi için bir süre
beklenerek maserasyon sağlanır.
Maserasyon süresi lekenin eskiliğine
bağlıdır. Bir haftaya kadar olan
lekeler 3–4 saat içinde serum fizyolojiğe
geçer. Daha eski lekelerin eskilik
derecelerine göre daha uzun süre
bekletilmesi gerekir. Eğer araştırmada
acil bir durum söz konusu ise, eski
lekelerin üzerine birkaç damla %
3’lük KOH (potasyumhidroksit) damlatılarak
lekenin serum fizyolojiğe daha çabuk
geçmesi sağlanır. Birkaç damla gibi
az bir miktar KOH Adler reaktifinin
terkibini bozmaz. Elde edilen maserat
süzgeç kağıdına damlatılarak kullanılır.
Adler
reaktifinin uygulanışı iki şekilde
olabilir: Birinci şekilde beyaz
bir süzgeç kağıdı üzerine birkaç
damla reaktiften ve hidrojen peroksitten
damlatıldıktan sonra, bu kağıt leke
üzerine tatbik edilir veya süzgeç
kağıdı üzerine lekeden damlatılarak
reaktif ve hidrojen peroksit ilave
edilir. İkinci şekilde ise lekeli
maserattan bir tüpün içerisine birkaç
damla damlatılıp üzerine bir iki
damla reaktif ve hidrojen peroksit
ilave edilir. Reaktif damlatıldıktan
hemen sonra yeşil, 10 dakika sonra
mavi bir rengin meydana gelmesi
lekenin kan lekesi olduğunu düşündürür.
Ancak buradaki en önemli nokta hidrojen
peroksidi damlatmadan önce bir müddet
beklemek gerektiğidir. Eğer bu arada
mavi renk oluşursa bu test değersiz
kabul edilir. Çünkü mavi rengin
oluşumu, ortamda oksitleyici madde
bulunduğunu gösterir, ama leke,
kan lekesi değildir. Kontrol amacı
ile lekesiz kısımdan alınan bir
parça da aynı işleme tabi tutulmalıdır
(34). Cox (1991)’un 1/10.000’lik
dilüsyonda 1 saniyede, 1/1.000.000’luk
dilüsyonda 20 saniyede pozitif reaksiyon
verdiğini bildirdiği bu reaktif,
literatüre göre 1/500.000 oranında
hassastır. Benzidin reaktifi, potasyum
ferrosiyanit, potasyum kromat, lugol
eriyiği, tenturdiyod, bikromat,
hipoklorit, formalin, sodyum tiosülfat,
kurşun süperoksit, aseton, magnezyum
klorit, demir oksit, demir klorit,
potasyum permanganat, domates, erik,
şeftali, salatalık, elma, soğan,
sarımsak, armut, karpuz suları ile,
kuru fasülye, yeşil ve kırmızı mercimek,
buğday, arpa unları ve deterjan,
sinek pisliği, feçes gibi oksitleyici
maddelerle de müspet sonuç vermektedir
(2, 6, 7, 13, 19, 26, 31, 32, 37).
Benzidin testi, yıllardan beri adli
tıp laboratuvarlarında lekenin kan
lekesi olup olmadığının araştırılmasında
büyük bir güvenle kullanılmıştır.
Ancak günümüzde, bu reaktifin kanserojenik
özellikleri olması nedeniyle bazı
ülkelerde yasaklanmıştır (7, 16,
17, 30). Bu kanserojenik özelliği
nedeniyle kullanılmayan benzidin
testinin yerine geçecek bir test
araştırılmış ve tetrametilbenzidin
kullanılmaya başlanmıştır (7).
2.
Loko-Malaşit Reaktifi:
1
g Lokobaz malaşit yeşili üzerine
100 cc glasiyal asetik asit ve 150
cc saf su ilave ederek reaktif hazırlanır.
Reaktifin kullanılabilmesi için
ayrıca hidrojen peroksit ilave edilmelidir.
Hidrojen peroksit ilave edildikten
sonra reaktif kısa bir süre içinde
bozulduğundan kullanılacağı zaman
reaktiften 8 cc alınır ve üzerine
% 1'lik Hidrojen peroksitten 2 cc
ilave olunarak kullanılır. Bu karışım
ancak 8 gün süreyle bozulmadan kalır.
Reaktif,
Adler reaktifinde olduğu gibi uygulanır.
Leke, kan lekesi ise, bir dakika
içinde mavi–yeşil renk meydana gelir
ve bu renk 10 dakika sonra yeşil
renge dönüşür. Bu reaktif, potasyum
kromat, lugol mahlülü, tenturdiyot,
potasyum permanganat, bikarbonat,
demir sülfat, kurşun süperoksit,
aseton, aliminyum sülfit, sülyen
boya, bronş ifrazı, kiraz suyu ile
müspet sonuç verir. Reaktifin hassaslığı
konusunda yapılan çalışmalarda Grodsky
ve ark. 1/100.000 olarak bildirmişse
de Cox (1991) bu oranı 1/5.000 olarak
göstermiştir (6, 7, 15, 33, 37).
3.
Kastle–Mayer Reaktifi:
Reaktif
2 g fenolftalein, 20 g Potasyum
hidroksit, 20 g çinko tozu veya
talaşı, 100 cc Distile su ile karıştırılarak
elde edilir.
Kırmızı
renkli bu karışım yaklaşık 40 dk
kaynatılınca rengi tamamen açılır
ve soğuyunca süzgeç kağıdı ile süzülerek
renkli bir şişe içinde saklanır.
Reaktifin reaksiyon vermesini kolaylaştırmak
için %20 volümlük hidrojen perokside
ihtiyaç vardır.
Bir
saat camı veya tüp içine konulmuş
bir kaç damla leke solüsyonunun
üzerine, önce bir iki damla reaktif,
sonra da aynı miktarda hidrojen
peroksit damlatıldığında, bir kaç
saniye içinde açık kırmızı–pembe
renk meydana gelirse, sonuç müspet
olarak kabul edilir (25, 37). Ancak,
hidrojen peroksit damlatılmadan
önce, kırmızı rengin meydana gelmediği
teyit edilmelidir. Hidrojen peroksit
damlatılmadan önce kırmızı rengin
ortaya çıkması, ortamda oksitleyici
maddelerin bulunduğunu gösterir.
Bu durumda leke, kan lekesi değildir
(34). Bu testin 1/1.000.000 oranında
hassas olduğu bilinmektedir. Cox
(1991) da yaptığı çalışmalarda bu
testin, 1/1.000.000 dilüsyondaki
kan solüsyonu ve kanın 1/10.000’lik
dilüsyonuyla lekelenmiş filtre kağıdı
ile koton kumaşta, pozitif sonuç
elde ettiğini bildirmiştir.
Mayer
reaktifi, bakır, albümin, idrar,
meni lekesi, bazı taze meyve suları
ile müspet sonuç verebilir. Kendi
ve arkadaşları (1995) tarafından
pregallol ve gümüşnitratın kanla
karıştığında reaktifin reaksiyon
verme kabiliyetini ortadan kaldırdığı
bildirilmiştir. Ayrıca bu reaktif
pas lekesi ile de negatif sonuç
verir. (2, 6, 13, 17, 19, 24, 31,
32, 33).
4.
Orthotolidin Test:
Orthotolidinin,
etanol içindeki %4’lük solüsyonu
hazırlanarak stok solüsyon elde
edilir. Bu solüsyon, +4C’de saklandığında
bir ay bozulmadan kalabilir. Bu
süre içinde solüsyonda bir miktar
dibe çökme görülse dahi, bu onun
etkinliğini azaltmaz.
Çalışma
solüsyonu, eşit miktarda stok solüsyon
ile glasiyal asetik asit ve distile
sudan ibarettir.
Testin
yapılışı: Bu test iki şekilde uygulanır.
Eşit miktarda çalışma solüsyonu
ve hidrojen peroksit karıştırılarak
ya tüpteki leke ekstratının, ya
da süzgeç kağıdına emdirilen leke
ekstratının üstüne damlatılır. Yeşil
veya mavi rengin meydana gelmesi,
pozitif sonuç olarak yorumlanır
(6). Cox (1991), bu testte süzgeç
kağıdı, koton kumaş ve dilüe kan
solüsyonunun 1/100.000’lik dilüsyonunda
pozitif sonuçlar elde etmiştir.
5.Luminal
Test:
Terkibi;
1g 3-aminofitalhidrazit,
5g Sodyum karbonat,
50 ml 10 volüm’lük hidrojen peroksit
1
lt Distile su’dan oluşan bu solüsyon
cam bir atomizere konur.
Test
solüsyonu bir yere asılmış veya
yayılmış olan lekeli giysi veya
kumaşın üzerine karanlık odada atomizer
ile spreylenir. Parlak bir görünümün
ortaya çıkması, kuvvetle lekenin
kan lekesi olduğunu gösterir. Bu
testin bir sakıncası, atomizerle
spreylenen 300-500 l hacimdeki test
solüsyonunun geniş bir alana yayılması
ve ilerideki incelemeleri engellemesidir
(6). Ancak Laux (1991), test solüsyonu
spreylenen lekeli giysi veya kumaşın
yaklaşık 30 dakika içinde oda ısısında
kuruduğunu ve bu sürenin sonunda
ileriki incelemelere geçilebileceğini
bildirmiştir.
6.Van
Dean Reaktifi: 95°'lik alkolde
100 g Gayyak (Gaic) reçinesi eritilip
lekeye tatbik edildiğinde, leke
kan lekesi ise mavi bir renk verir.
Reaksiyonu kolaylaştırmak için terebentin
kullanılır. Reaksiyonun hassasiyeti
1/20.000'dir. Bu reaktif tükrük,
süt, ter, patates, un, demir sülfat,
bakır sülfat, potasyum permanganatla
pozitif sonuç verir. İdrar, meni,
vajen ifrazı, domates suyu, tentürdiyot,
demir, demir klorür, bakır, pas
lekesi ile negatif sonuç verir (13,
15, 19, 25, 34).
b)
Kat'î Reaktifler
İhtimali
reaktiflerle müspet sonuç alındığı
ve elde yeterli miktarda materyal
bulunduğunda kesin sonuç veren kati
reaktiflere geçilir.
Bunlar
hemin billurlarının oluşturulması,
hemokromojen billurlarının oluşturulması,
Heller’in florans deneyi, lekenin
spektroskopik muayenesi, pas lekesi
ile kan lekesinin ayırımında kullanılan
metotlardır.
1)Hemin
Billurlarının Oluşturulması:
Hemin billurları; Teichmann metodu,
Wagennar deneyi, Gabriel Bertrand,
Stryzowski reaktifleri ile oluşturulmaktadır.
Teichmann–Hemin
Billurlarının Oluşturulması:
Eğer leke kazınma tarzında alınmış
bir leke ise, kazıntıdan toplu iğne
başı büyüklüğünde bir parça, lam
üzerine konur, maserasyona tabi
tutulmuş bir leke ise, maserasyon
mayiinden bir iki damla lama damlatılıp
kurutulur. Bu leke üzerine bir lamel
kapatılır ve lamelin kenarından
bir damla glasiyal asetik asit ile
bir damla %1'lik sodyum klorür çözeltisi
damlatılıp, kaynatmadan çok hafif
bir alev üzerinde tutularak, glasiyel
asetik asitle sodyum klorür çözeltisi
uçurulur. İyice soğuduktan sonra
bu işlem bir kaç defa daha tekrar
edilir. Mikroskopta incelendiğinde
kahverengi saman çöpü şeklinde görülen
billurlar, reaktifin müspet sonuç
verdiğini, lekenin kan lekesi olduğunu
gösterir. Bu billurlara Hemin billurları
denir (2, 13, 19, 26, 31, 33, 34,
37).
Wagennar
Deneyi: 1930 yılında Wagennar
tarafından bulunmuştur. Bu deneyle
Asetonklorhemin billurları oluşturulur.
Kırmızı renk farkedilebilecek kadar
dilüe leke solüsyonları bile, pozitif
sonuç alınması için yeterlidir.
Maserasyona
tabi tutulmuş leke dilüsyonundan
bir lam üzerine bir damla damlatılır,
üzerine bir damla aseton ile bir
damla %10'luk hidroklorik asit veya
sülfirik asit damlatılarak lam çok
hafif bir alevde kaynatmadan kurutmak
amacı ile ısıtılır. Oda hararetinde
soğumaya bırakılır. Leke kan lekesi
ise mikroskobun orta büyütmesinde
Teichmann hemin billurlarını andıran
daha küçük kristaller görülür.
Gabriel
Bertrand Reaktifi:
1
gr Kristalize magnezyum klorür,
5 gr Saf gliserin, 20 cc Glasiyel
asetik asit, 1 cc Distile su karıştırılarak
reaktif elde edilir.
Bu
reaktif çok hassas olup kaynatılmış
veya pas ile karışmış, çok eski
ve miktarı 0,0005 mg gibi çok az
olan kan lekeleriyle bile kesin
sonuç verir.
Bir
lam üzerine kazınma tarzında ise
çok az dilüsyon halindeyse bir damla
leke konur. Üzerine bir damla reaktif
damlatılıp bir süre bekletildikten
sonra mikroskopta hemin billurlarına
benzeyen, renkleri sarı–kahverengi
arası olan rhomboit şekilli billurlar
görülür. Bu billurlara, klor hidrat
de hemin billurları denir. Bu billurların
görülmesi, lekenin kan lekesi olduğunu
gösterir (2, 24).
Stryzowski
Reaktifi:
Bu
reaktif iki şekilde hazırlanır.
Terkibi:
1)
1 cc Alkol, 1 cc Distile su, 1 cc
Glasiyal (asetik) asit, 2 damla
İyothidrik asit
2)
1 cc Glasiyal (asetik) asit, 1 cc
%25’lik Gomme arebique, 3–5 damla
%1’lik Folik asit
Lekeden
lam üzerine bir parça konur ve üzerine
lamel kapatılır. Lamelin kenarından
reaktiflerden herhangi biri sızdırılıp
hafif alevde ısıtılırak reaktif
uçurulur, soğutularak bu işlem en
az üç kez tekrarlanır. Bu reaktif
ile mikroskopta 20 mikron uzunlukta
koyu kahverengi bir takım kristaller
görüldüğünde, lekenin kan lekesi
olduğu gösterilmiş olur. Romboid
şekilli bu kristallere hematin iyothidrat
kristalleri denir (2, 13, 15, 26).
2)Hemokromojen
Kristallerinin Oluşturulması:
Hemokromojen kristalleri, eski,
ısıtılmış, kokuşmuş kan ile de oluşabilmektedir.
Şekilleri dikdörtgen, iğne gibi
veya iğ biçimindedir (33).
Bunları
oluşturabilmek için;
2,5
gr iyot, 0,5 gr potasyum iyodür'ün
25 cc 95º'lik alkolle hazırlanmış
eriyiği ile bir damla piridin ve
% 2’lik sodyum hidrosülfit'e ihtiyaç
vardır.
Eğer
leke kazınma tarzında alınmış bir
leke ise, kazıntıdan toplu iğne
başı büyüklüğünde bir parça lam
üzerine konur, maserasyona tabi
tutulmuş bir lekeyse, maserasyon
mayiinden bir iki damla lama damlatılıp
kurutulur, üzerine birkaç damla
iyotlu eriyik, bir damla piridin,
birkaç damla hidrosülfit konulduğunda
leke kan lekesi ise, hemokromojen
kristalleri oluşur (25, 37).
Hemokromojen
kristalleri Takayama, Oustinov,
Sarda–Derrien reaktifleri ile de
oluşturulabilmektedir.
Takayama
Reaktifi:
Terkibi:
3 cc NaOH % 10
3 cc Glikoz %10
3 cc Pyridin
7 cc Distile su
Maserasyona
tabi tutulmuş lekeden, bir lam üzerine
bir damla damlatılıp lamel kapatılır.
Lamelin kenarından reaktif sızdırılır
ve reaktif ile lekenin birleştiği
yerde önce sarı, sonra kırmızı renge
dönüşen bir renk değişikliği ortaya
çıkar. Ardından mikroskopta hemokromojen
kristalleri oluşur. Kristaller,
bir saat süre ile aynı şekilde gözlenir,
daha sonra erimeye başlar ve azalırlar.
Bu reaktif, koyu renkli bir şişede
3–4 hafta bozulmadan muhafaza edilebilir
(2, 6, 24, 25, 31, 32, 34, 37).
Oustinov
Reaktifi:
Terkibi:
3 kısım Pyridin
1 kısım % 20'lik Gomme arabik'dir.
Daha
çok kazınma tarzında alınan lekelerde
kullanılır. Kazınma tarzında alınan
kan lekesinden bir parça, lam üzerine
konur ve bir iki damla reaktif damlatılarak
lamel kapatılır. Çok hafif bir alevden
geçirilip, ısıtılarak kurutulur.
Mikroskopta incelendiğinde, kırmızı
esmer renkte hemokromogen kristalleri
görülür (24).
Sarda-Derrien
Reaktifi:
Terkibi:
10 g Baum de Canada
20 g Pyridin
Bulan
kişilerin adları ile anılır. Oustinov
gibi uygulanır.
Heller'in
Florans Deneyi: Bu metot, 1916
yılında Heller tarafından bulunmuştur.
Leke materyali dilüsyon şeklinde
ise, bir lam üzerine bir iki damla
damlatılır. Eğer kazınma tarzında
alınmış ise, bir lam üzerine bir
parça konulur ve bu leke materyaline
bir iki damla konsantre sülfürik
asit ilave edilir. Leke kan lekesi
ise, kan lekesinin içinde bulunan
hematoporfirin parçalanarak porfirin
açığa çıkar. Açığa çıkan bu porfirin,
mikroskopta incelendiğinde, oldukça
yoğun bir florans ve parlak bir
görünüm gözlenir.
Bu
metot, 1955 yılında Datzaner ve
Kednig tarafından modifiye edilmiştir.
Lekenin üzerine Tiyoglikol asit
ilave etmişler ve hematoporfirin
içindeki demiri parçalayarak ortaya
çıkan porfirin ile aynı floransı
elde etmişlerdir.
3)
Lekenin Spektroskopik Muayenesi:
Bu tetkikten sonuç alınabilmesi
için, en azından narçiçeği görünümünü
almış leke solüsyonu gereklidir.
Daha açık renkli bir solüsyonla
sonuç alınamaz. Şeffaf bir kap içine
konulan leke solüsyonu, spektroskopla
incelendiğinde leke eğer kan lekesi
değilse, spektroskopla görülen renkler
arasında hiçbir değişiklik olmaz.
Kan lekesinde ise, spektroskoptaki
sarıyla yeşil rengin birleştiği
yerde, D ve E bandları arasında,
soldaki sağdakine göre hafif genişçe
yukarıdan aşağıya uzanan absorbsiyon
bandı adı verilen iki siyah çizgi
görülür (2 13, 19, 24, 25, 26, 37).
4)
Pas Lekesi ile Kan Lekesinin Ayırımı:
Pas lekesi suda erimez, süzgeç
kağıdı ıslatılıp lekeye sürüldüğünde,
pas lekesi kağıda çıkmaz. Buna,
Taylor izi negatiftir denir. Pas
lekesi KOH'ta erimez, HCl'de erir.
% 65 Potasyum Ferrosiyanür ile Prusya
mavisi rengindeki çöküntü, pas lekesi
ile oluşur. Bu çöküntü, okzalik
asitte erir. Pas lekesi, tanenle
siyah renk verir. Mayer reaksiyonu
pas ile negatif, Adler reaktifi
ise, pozitif sonuç verir (25).
İnsan
ve Hayvan Kanı Ayırımı
Lekenin
kan lekesi olduğuna karar verildiğinde,
grup tayinine geçmeden önce insan
kanı olup olmadığının araştırılması
gerekir. Takayasu ve arkadaşları
(1988) şempanzeler üzerinde yaptıkları
araştırmada insan A1 antijeni ile
şempanzelerdeki A antijeninin aynı
serolojik özelliğe sahip olduğunu
göstermişlerdir. Bunun için de sitolojik
metotlar (kan boyama preparatlarının
hazırlanması, lökosit sayılması)
ve immünolojik metotlar (presipitan
serum-tüp tekniği, kapiller test,
agar-gel diffüzyon testi ve antiglobülin
human test) uygulanır (37).
a)
Sitolojik metotlar.
Kuşların
ve balıkların alyuvarlarının çekirdekli
olduğu, insan ve memeli hayvan alyuvarlarının
ise, çekirdeksiz oldukları pek eskiden
beri bilinmektedir. Taze lekelerden
hazırlanan preparatlar, kan boyama
metotları ile boyandığında alyuvarların
çekirdeksiz oldukları tespit edilirse,
insan kanı lekesi olduğu düşünülebilir.
Ayrıca lökosit formülü yapılarak
sonuç doğrulanabilir (2, 26, 32,
37).
b)
İmmünolojik Metotlar
Bunlar
presipitasyon ve aglütinasyon esasına
dayanan testlerdir.
1)
Presipitasyon Esasına Dayanan Testler:
Presipitasyon:
Basitçe, suda erimiş antijenlerin,
elektrolitli ortamda kendi immunoglobulinleri
(antikorları) ile birleşmeleriyle
önce bulanıklık, sonra bir çökme
olayı şeklinde sonuçlanan reaksiyona
presipitasyon denir. Önceleri tüpte
iki sıvının belli miktarlarda karıştırılması
ile uygulanan ve pek kısıtlı kullanma
alanı bulunan, mikrobiyolojinin
değerli bir serolojik testi olan
presipitasyon, hergün yeni tekniklerin
ortaya konması ile gittikçe genişleyen
bir uygulama alanı bulmuş ve Adli
Tıbbın da önemli testleri arasına
girmiştir (4, 37).
Presipitasyon
için presipitan seruma ihtiyaç vardır.
Tavşanların karın derisi altına,
peritona veya kulak venine 20 gün
boyunca 3–4 gün aralıklarla, her
defasında 3–4 ml olmak üzere, steril
insan veya hayvan serumu enjekte
edilir. Tavşanların 1/3'ünün kanında,
enjekte edilen seruma karşı antikor
oluşur. Tavşanlar son enjeksiyondan
sonra 24 saat aç bırakılarak kanları
alınır ve serumları titre edilerek
presipitan serum elde edilir (13,
26, 31, 37).
Presipitasyonun
Çeşitli Uygulama Alanları:
Halka
Deneyi: Basit olarak bir bağışık
serumda, belli bir antijene karşı
antikor olup olmadığını ya da bir
sıvıda belli bir antikora karşı
antijen olup olmadığını, kalitatif
olarak anlamak mümkündür. Bu metot,
bazı besin maddelerinde bulunan
yabancı proteinlerin (sucuklarda
uygunsuz etlerin), bazı kuşkulu
lekelerin insan ya da hayvan kanı
olup olmadığının anlaşılması gibi
konularda uygulanabilmektedir
İnce
bir tüp içerisine az bir miktar
bağışık serum konur. Üzerine iki
sıvı karışmayacak ve tabakalaşacak
şekilde tüp 45 eğilip damlalığın
ucu tüpe değdirilerek yavaşça antijen
eriyiğinden eklenir. Eğer ortamda
birbirine uygun antijen ve antikor
bulunuyorsa bir süre sonra iki sıvının
birleştiği yerde beyaz bulut görünümünde
bir presipitasyon halkası oluşur.
(4, 20, 38).
Tüp
Tekniği: Adli tıp pratiğinde
presipitasyon için, tüp tekniği
tercih edilmektedir. Presipitan
serumla kan lekesinin, insan kanı
olup olmadığının araştırılması,
kan serumu içindeki proteinlere
istinad eder (37).
Lekeli
kumaşın lekeli kısmından bir parça,
lekesiz kısmından da aynı büyüklükte
diğer bir parça kesilerek ayrı ayrı
tüplerde ekstraksiyona tabi tutulur.
Taze lekeler birkaç saat içinde
çözülebilirler. Acil bir durum olmadığında
en iyisi materyallerin buzdolabında
+10ºC'da 48 saat süreyle ekstrakte
edilmeleridir. Bu süre içinde leke
çözülmezse ekstrakt biraz ısıtılabilir.
Her iki ekstrakt kuvvetlice santrifüj
edilip üstte kalan kısım başka tüplere
aktarılır. Ekstraktlar içindeki
albümin miktarı 1/1000 veya daha
fazlaysa presipitasyon meydana gelmeyebilir.
Bu nedenle her iki ekstrakt 1/10
oranında dilüe edilir. Bir port
tüpe dizilen 6 adet Uhlenhut veya
Schiff-Holzer tüpleri numaralanır.
1. tüpe lekeli yerden hazırlanan
ekstraktan, 2. tüpe bu ekstraktın
1/10 oranında dilüe edileninden,
3. tüpe lekesiz yerden hazırlanan
ekstraktan, 4. tüpe 1/1000 oranındaki
insan serumundan, 5. tüpe 1/1000
oranındaki sığır serumundan, 6.
tüpe lekeli yerden hazırlanan ekstraktan
3–4 damla konulduktan sonra tüpler
hafifçe eğilerek kenarından 1–2–3–4-5.
tüplere 2–3 damla Anti human presipitan
serum 6. tüpe Anti sığır presipitan
serum ilave edilir. Eğer 1., 2.
ve 4. tüplerde 5 dakika içinde anti
serum ile ekstraktın birleştiği
yerde beyaz renkte bir halka meydana
gelir ve 10 dakika süreyle 3., 5.
ve 6. tüpler berrak olarak kalırsa
araştırılan kan lekesi insan kanı
lekesidir.
1.
ve 2. tüplerde reaksiyon meydana
gelmeyip 4. tüpte reaksiyon meydana
gelirse incelenen kan lekesinin
insan kanı lekesi olamayacağı söylenebilirse
de bu durum kan lekesinin azlığından
yani leke içerisindeki protein miktarının
yetersizliğinden de kaynaklanabilir.
Lekenin kırmızı renkte olmasına
güvenmemelidir. Çünkü burada reaksiyonun
meydana gelişini sağlayan kan lekesinin
serumudur. Kan lekeleri içindeki
protein, lekenin ısıtılmasına ve
tefessühüne (kokuşmasına) ileri
derecede dayanıklı olmasına rağmen
lekenin kaynama noktasına kadar
ısıtılmasında tahrip olabilir. Ayrıca
protein çöktüren kimyasal maddelerden
pas ve kireç ile karışması halinde
negatif serolojik sonuçlar alınabilir.
Böyle bir durum karşısında kan lekesinin
protein içerip içermediğini kontrol
etmek için sülfosalisilik asit kullanılır:
Bir miktar serum fizyolojik ile
bıçak ucu kadar sülfosalisilikasit
karıştırılarak elde edilen solüsyon
araştırma yapılan lekenin üzerine
damlatıldığında beyazımtırak renkte
bir bulanıklık meydana gelirse bu
leke içerisinde protein varlığını
gösterir. Bu durumda da proteinin
insana ait bir protein olmadığı
anlaşılır ve leke insan kanı lekesi
değildir denir.
Eğer
1., 2., 4. ve 5. tüplerde aynı anda
reaksiyon meydana gelirse anti human
serumun kullanılamayacak hale geldiğine
karar verilerek yeni bir serumla
deneyi tekrar etmek gerekir.
Eğer
1., 2., 4. tüplerle birlikte 3.
tüpte de reaksiyon meydana gelirse,
kumaşın daha önce yıkandığı temizleyici
maddelerden iyice arınmadığı düşünülür.
Eşit miktarlarda karıştırılarak
hazırlanan etil alkol, metil alkol,
anil alkol, triklorethylen karışımı
ile lekeli kumaş birkaç saatlik
ekstraksiyona tabi tutularak söz
konusu yabancı maddeler uzaklaştırılır
(37).
Huber'in
Modifiye Presipitasyon Testi:
Bir lam üzerine, yan yana bir damla
anti human presipitan serum, bir
damla da araştırılacak olan kan
lekesi ekstraktından damlatılıp,
lamel kapatılır. Mikroskopta incelendiğinde
iki zon arasında beyaz çizgi şeklinde
bir reaksiyon gözlenir. Normal mikroskopla
görmek her zaman mümkün olmadığından,
incelemenin karanlık saha mikroskobuyla
yapılması, bu bandı açıkça görmeyi
sağlar.
Kapiller
test: Bu test, tüp testinin
yüz defa küçültülmüş şeklidir. Çok
az miktardaki lekeler üzerine uygulanabildiği
gibi, serum tasarrufunda da bulunulmuş
olur. Bir ml antiserumla 10–15 inceleme
yapılabilmektedir. 20 cm uzunluğunda
2,5 mm. çapında kalın cam kapillerler
kullanılır. Kapillerlerin alt ucundan
aralarında ufak bir hava kabarcığı
bırakılarak önce ekstrakt daha sonra
anti serum emdirilir. Kapillerlerin
alt uçları bir parça plastin ile
kapatılarak kapillere parmakla hafifçe
vurup hava kabarcığı çıkarılarak
ekstraktla serumun teması sağlanır.
2–3 dk sonra siyah bir fon ve kuvvetlice
bir ışık karşısında presipitasyonun
oluşup oluşmadığı kontrol edilir
(37, 38).
Agar-Gel
Diffüzyon Testi: Bu test, santrifüj
yoluyla iyice berraklaştırılamayan
kan lekeleri için tercih edilen
bir metottur. Ayrıca reaksiyonun
uzun müddet devam etmesi ve saklanabilmesi
gibi avantajları da vardır
Bir
petri kutusu içine 2–3 mm kalınlığında
% 1,5 agar çözeltisi dökülür. Soğutulduktan
ve hafif katılaştıktan sonra bir
mantar delicisiyle tam ortasında
3–5 mm çapında bir delik ve etrafına
da 1 cm çapında dört delik daha
açılır. Ortadaki deliğe anti human
presipitan serum, diğer deliklere
de kontrol için ekstraktın çeşitli
dilüsyonlarından konulur. Aynı büyüklükteki
diğer bir petri kutusunda hazırlanan
agar çözeltisine de aynı delikler
açılarak ortadakine incelemesi yapılan
ekstrakt, soldakine anti human,
alttakine anti sığır, sağdakine
anti domuz presipitan serumları
konularak agar gel plaklarının delikleri
karşılıklı gelmek üzere üst üste
konur ve 1–3 gün süreyle buzdolabında
bekletilir. Pozitif reaksiyonun
oluştuğu ortadaki deliğin etrafında
halka şeklinde koyu renkli bir bulanıklığın
belirmesiyle anlaşılır (37).
2)Aglütinasyon
Esasına Dayanan Testler
Aglütinasyon:
Antikorların, birden fazla antijenik
hücre ile, antijenik hücrelerin
de, birden fazla antikorla birleşmesi
sebebiyle eritrositlerin biraraya
toplanmasına aglütinasyon denir.
Biraraya toplanan bu eritrositler
gözle, büyüteçle veya mikroskopla
görülebilir. Aglütinasyon olayının
gerçekleşebilmesi için, antijeni
taşıyan hücrelerin elektrolitli
ortamda (serum fizyolojikte) süspansiyon
halinde bulunmaları gerekir (4).
Coombs
testi, Anti–human globulin testi,
Pasif hemaglütinasyon testi, Leke
içinde anti–ark aglütininlerin varlığı
esasına dayanan metotlar bu testlerden
bazılarıdır.
Coombs
Testi: Bu test, 1949 yılında
Wiener tarafından geliştirilerek
Adli Tıp alanında insan kanı ile
hayvan kanı ayırımı için kullanılmaya
başlanmıştır. Coombs serumu, eritrositlerin
etrafını kaplayan inkomplet Rh antiserumunun
ortaya çıkarılmasında kullanılır.
İnkomplet Rh antiserumu ile kaplanıp
aglütinasyon vermeyen eritrositlerin
üzerine bir damla anti–human globulin
serum (Coombs serumu) damlatıldığında,
anti globulin molekülleri hassaslaştırılmış
olan eritrositleri aglütine ederler
(4).
Anti–Human
Globulin Test: Jungwirth, 1956'da
anti human globulin serum ile insan
proteinlerinin biraraya gelmesi
sonucunda Coombs serumunun nötralize
olması, yani aktivitesini tamamen
kaybetmesi özelliğinden yararlanarak
bu metodu geliştirmiştir.
Bu
testin tercih nedeni, bulanık ekstraktların
temizlenmesine gerek kalmaması,
tüp testinden kolay, çabuk ve onun
kadar hassas olmasıdır.
O
grubu Rh(+) kan eritrositleri Anti
H serumu ile yarım saat 37ºC'de
inkübe edilir. Üç defa serum fizyolojikle
yıkanarak %5'lik süspansiyonu hazırlanır.
Coombs serumunun 1/50'lik solüsyonundan
bir tüpe veya bir lama bir damla
konur. Bir damla da leke ekstraktından
damlatılıp karıştırılır, 5 dk bekletilir.
Üzerine eritrosit süspansiyonundan
bir damla damlatılır, 5–10 dk bekletilip
aglütinasyon meydana gelip gelmediğine
bakılır. Eğer aglütinasyon meydana
gelmemişse araştırılan leke insan
kanı lekesidir (37).
Pasif
Hemaglütinasyon Testi: Eritrositler,
tanen ile muamele edilir ve globulin
içeren insan serumundaki proteinle
bağlanma kabiliyeti kazandırılır.
Bu globuline bağlanma özelliği kazanan
eritrositlerden bir tüpe bir damla
konur ve üzerine anti human globulin
serum eklenir. Aglütinasyon meydana
gelmiş ise, leke insan kanı lekesidir
(6).
Leke
İçinde Anti–Ark Aglütininin Varlığı
Esasına Dayanan Metot: Bu metot
Markx, Ehren ve Roorh tarafından
bulunmuştur. Araştırılan kan lekesinin
% 0,6'lık serum fizyolojik ile oldukça
konsantre bir solusyonu hazırlanır.
Bundan lama bir damla damlatılır.
Parmak ucundan direkt olarak alınan
kandan bir damla ilave edilir, aglütinasyon
meydana gelmiş ise, leke insan kanı
lekesi değildir. Çünkü bu aglütinasyonun
oluşumuna neden olan anti–ark aglütinin,
bir çok hayvanın serumunda da bulunmaktadır
(37).